travesti

travesti

Travesti

travesti

Ankara travestileri | İstanbul Avrupa Yakası travestileri | İstanbul Anadolu Yakası travestileri | İzmir travestileri | Antalya travestileri | Adana travestileri | Sakarya travestileri | Bursa travestileri | Bolu travestileri | Marmaris travestileri | Kuşadası travestileri | Bodrum travestileri | Elazığ travestileri | Erzurum travestileri | Hatay travestileri | Samsun travestileri | Diyarbakır travestileri | Eskişehir travestileri | Çanakkale travestileri | Gaziantep travestileri | Kayseri travestileri | Konya travestileri | Mersin travestileri | Denizli travestileri | Tekirdağ travestileri | Balıkesir travestileri | Kocaeli travestileri | Alanya travestileri | Amasya travestileri | Düzce travestileri | Ordu travestileri | Aydın travestileri | Van travestileri |

Partnerinizi Tatmin Edebilmenin Taktikleri

Seks partnerlerinizi tatmin edebilme konusunda taktikler geliştirmek ve bu taktikleri sürekli denemek gerekir. Çünkü bu taktikler kısa süreli  olacak ve bir süre sonra açığa çıkacaktır. En yeni taktikleri kullananlar ise seks partnerleri ile sıkıntısız cinsel ilişlki yaşayacaklar ve avantajlarını her zaman koruyacaklardır. Bir travesti partner ile isteksiz bir ilişkinin önüne geçebilmek için mesela onu ilişki öncesi başka aktivitelere çağırmak ve rahatlatmak gerekebilir. Bunun nedeni travestiler bu şeylere alışık değil ve pek fazla aktiviteye katılamazlar. Ancak günümüzde travestiler o kadar bakımlı ve seksi hale geldier ki onları davet edemeyecek bir ortam neredeyse kalmadı. Bu taktik onu memnun edecek ve sizle seks yaparken arzusunu arttıracaktır.

Bir diğer taktik istanbul travesti partnerler için geçerli olabilir. Onunla sadece seks için değil birlikte iyi vakit geçirdiğiniz için birlikte olduğunu söylemek hoşuna gidecektir. Ona bunu söyledikten sonra bunu gerçekleştirmeli ve daha uzun birlikte olmalısınız. Bu sayede zamanla onun sizinle cinsel ilişkide dorukları yakaladığını ve sizi baştan çıkarttığını göreceksiniz. Başka bir taktik ise ankara travesti partnerler için geçerli olabilir. Mesela onunla yaşadığınızı kimseyle yaşamadığınızı söyleyip çok etkileyebilirsiniz.

İstediğiniz şeyi bulduğunuzu ve bu kadar tatmin olmadığını söylemek onu daha etkili seks yapmaya itecektir. En verimli seksi alabilmek için her türlü yeni taktiği uygulamak seks partnerini aktif hale getirmek için gereklidir. Memnun olmadığınız ve yinede birlikte olmak zorunda olduğunuz partner her kim ise taktikler uygulamaktan vazgeçmemeli kendinizi sürekli yenilemelisiniz.

Bilindik taktikler yerine belki yeni taktikleri siz geliştirmeli ve onun aktifliği ile zevklerin en kalitelisini yaşayabilirsiniz. Sizin yapmanız gereken şey onu pasif olmaktan uzaklaştırmaksa üzerinize düşen şeyi yapmaktan çekinmemelisiniz. Eğer bu taktikleri uygulamadan ben zevk alamıyorum diyorsanız partnerim aktif değil diyorsanız unutmayın ki siz de bu konuda hatalısınız demektir.

Zevki Elden Bırakmayın

Partnerini mutlu etmek ve karşılıklı sorunları gidermek için kesinlikle zevke yönelmeli ve bir çok olumsuzluğu kapı dışında bırakmak gerekir. Bunu yapabilen çiftler sıkıntısız bir cinsel hayatın içerisinde kendilerini bulabilirler. Herkesin alacağı zevkleri düşünerek ve daha düzenli bir seks hayatına ulaşmak için yapması gerekenlerin başında muhakkak zevke odaklanması ve sorunları dışarıda bırakması gerekir.

İlişkinin tarafları konu seks olunca muhakkak zevke yönelmeli ve arada oluşan sıkıntılar yatağa yansıtılmamalıdır. Çünkü sorunlar sekse olumsuz etkiler vereceği için birlikteliği de tehlike altına atabilir. Aslında seks sorunların çözülebileceği ve partner ile yakınlaşabilme yollarından birisi olarak ta görülebilir. Nedeni ise sorunlar yatağa girildiğinde unutulur ve mükemmel bir tatmin yaşanırsa aradaki sorunlar daha kolay unutulabilir ve partner ile sorunlar aşılabilir. Zevke yönelmek ve yatakta partner ile sorunsuz bir birliktelik peşinde olmak bir çok sorunu ortadan kaldırabilmek için etkili bir yöntem olabilir. Einizde bulunan tüm yöntemler işe yaramıyor ve partnerinizle sorunlarınızı halledemediğiniz için seks konusunda da sıkıntı içerisinde iseniz bu yöntemi deneyebilir ve yakınlaşabilirsiniz. Seks ile mutlu olan bir partner diğer sorunları görmezden gelecek ve sizin istediğiniz kıvama gelecektir.

Bu yöntem ile rahatlayan ve partnerini rahatlatan istanbul travesti bayanlar her ilişkisinde zevke yönelerek mutlu olabiliyorlar. Sıkıntıları gidermek için bu etkili yöntemi kullanan partnerler onları tercih ettiğinde çok daha sıcak ve samimi ilişkiler kurabiliyorlar. Özellikle zevk almak için ve partneri ile yaşayamadıkları zevkleri yaşamak için tercih edilen ankara travesti bayanların popüler olmasını zevke odaklı olmaları ile açıklayabiliriz. Partnerlerinin her birini özenle memnun etmek için zevke odaklı oldukları için hiçbir partner onlar ile birlikte olduğu için pişman olmuyor ve yaşadıkları sıkıntıları unutabiliyorlar.

Gerçek partnerlerin daha inatçı ve fantezileri gerçekleştirme konusundaki eksiklikleri travestiler ile giderilebildiği için popülerliklerini yitirmiyor aksine yükseltiyorlar. Zevke yönelen bir travesti nin hemen hemen memnun edemeyeceği bir partner olmuyor ise deneyimlerinin onu nasıl geliştirdiği görmezden gelinemez. Azımsanamayacak ölçüde talep alan ve her halukarda tatmin etmesini bilen travestilerin gerçekten bu hizmette ne denli tecrübeli olduğunu görmemek ve önemsememek olmaz.

 

Bir Travestinin Hikayesi

Şöyle; birçok odası, içerisine girilecek, birkaç dergi alarak klozetinin üzerine oturulacak banyosu olan bir evde büyümedim ben. Herkeste aranan ve ‘tahmin etmiştim’ denilen asil bir soydan da gelmedim. Teyzem; haftalık temizliklere tanımadığı insanların evine gider, eniştem mahalle kahvelerinde poker oynardı. bir bakışta ‘işte! ailem bu diyebileceğim’ kimsem olmadı. Bir keresinde ikinci el bilgisayar’la eve geldiğimde eniştemin dayağıyla karşılaşmış, teyzemin sert sözlerine maruz kalmıştım. Aslında benim için, o evde yaşamak bilmediğim argo kelimelerin tacizlerine uğramak anlamına gelirdi. Bunu kimse bilmezdi çünkü bir konuda kavga çıkacaksa konu komşunun duyması ayıp’tı. Ayıp; eniştemin yoldan geçen kadınların kalçasına bakıp dudaklarının arasından her an sızacak sandığım salyalara,teyzemin eniştemle yaptığı yatak maçlarında çıkardığı şuh seslere uydurulan bir kelime değildi. Ayıp; başlı başına bendim aslında. Erkek olduğum halde tırnaklarıma sürdüğüm şeffaf cilalar, belki göğüslerimde belirgin bir büyüme olur diye arkadaşlardan çekinerek istediğim ada çaylarını her gün mutlaka iki bardak içmem, giyindiğim dar bluzlar ve dar pantolonlardı.
Eniştemden yediğim dayaklara ahlak deniyordu. Ahlakını korumak için bir insanı cinsel yöneliminden dolayı hırpalayabilir, işkence uygulayabilirdin. İşte o zaman ailesine sahip çıkan, kötü örnekleri yeryüzünden silen bir kahraman olabilirdin belki de.
Her şeye mutlaka bir kılıf uydurulurdu o evde. Hava karardığında eve gelsem fuhuş yaptığımı zanneden bakışlarla karşılaşır ve sessiz kalmam için kendime telkinlerde bulunurdum. Enişteme göre şiddet görmenin bile bir usulü vardı.‘canın acısa bile bağırmamak…’
Bir yerden kaçman gerekiyorsa ya sen bedenine hizmet edeceksin ya da bedenin sana. O gece evden bunu düşünerek kaçtım. Yanıma sadece ada çaylarımı alarak…
Çoğu insan bunu neden yaptığımı sordu. Kiminin sahip çıkanı vardı, kiminin çoktan unutanı. Ben ikisi de değildim. Hiç hatırlanmayan ve sahip çıkılmayan olmak, uzatmaya çalıştığım tırnaklarımı yememe sebeb olmuştu. ben hiç varolmayan, çoğu zaman yaşadığı unutulan bir canlıydım. Neden fuhuş yaptığımı sorduklarında ‘bir nedeni yok’ dedim. Çünkü ‘neden’ diye bir şey öğretilmemişti bana. Sadece büyüdükçe kendini tanımlayan teyzesi ve eniştesiyle yaşaması gereken bir travesti idim.
Hiç kimsem olmadı. Dizlerine başımı yaslayabileceğim ve elini dokunsa da uyusam dediğim bir annem de olmadı. Eğer olsaydı onun kızı olabilirdim belki. Soba köşesinden daha büyük bir hayatı paylaşabilirdik. Akşam eve döndüğümde ezberimde tuttuğum bir sokak ve apartman adı olabilirdi. Tüm isimleri unutsam bile tek bir isim kalabilirdi hafızamda.
Bir travesti; penisini gizlemekten başka, geçmişteki yaşantısını da gizler. Anımsatanlar sadece yaşanmışlıklardır. Asil biri değilim; soyumun asilleri belirgin kavramlara yeni anlamlar yükleyenlerdir.

Memem Çıktı, Travesti Oldum!

Muhafazakar homofobik zihniyete heteroseksist bir tondan “Eşcinsellik hastalıktır, tedavi edilmelidir” diyerek yama olmaya çalışan transseksüellerin milletvekili adaylığının eşcinselliğe zararı telafisi mümkün olmayacak kadar büyüktür ve eşcinselliği temsiliyetle uzaktan-yakından hiçbir alakası yoktur. En fazla demokratik geçinerek göz boyayanların oy toplayabilmek için bir kullanımlık göz kalemi olabilirler. Eşcinselliği hastalık olarak gören transseksüel bir aday adayı  homofobik zihniyetin tabanının ruhunu okşayacaktır çünkü “Bak eşcinseller tövbeye geldi” diye.
Eşcinsel olarak beni rahatsız edense demokratik olduğunu, herkesi kucakladığını iddia eden partilere aday adayı olanlardan çok, söyledikleriyle yaptıklarının çelişmesinden dolayı o partilerin samimiyetsizliği. Hem herkese gerçekten kucak açıyorsanız-kucaklıyorsanız parti olarak, bir kere de açık ve net eşcinsellerin adı geçsin  söylemlerinizde seçim arifesinde. Kaz gelecek yerden eşcinseller esirgenebilir, hatta heteroseksizme hadımlaştırılmış koç olarak kurban edilebilirler değil mi?

Hadım yasası bütün sakıncalarına rağmen elini-kolunu sallaya-sallaya meclisten sorunsuz geçti. (Son öğrendiğim habere göre rafa kaldırılmış, seçimden sonra yasalaşacakmış.) Demokratik ve halkın partisi olduğunu iddia eden ve ilaçla kısırlaştırma konusunda tereddütleri olduğunu ifade eden muhalefetin bir milletvekilinin hadım yasası ile söylediklerine bakar mısınız: “Ancak kamuoyunda bir beklenti var. Kamuoyu beklentisi ile çelişmemek için alt komisyon çalışmaları sırasında sessiz kaldık ve olumsuz oy vermedik.”

E, siz eşcinsellikle ilgili söylediklerinizden de başkalarının beklentileri doğrultusunda sözünüzden dönebilirsiniz öyleyse. Geçmişte bir-iki milletvekilinin eşcinselliğe destekle ilgili söylediklerinin  hiçbir önemi yok, olsa bile belli bir saatten sonra-seçim arifesinde olamaz değil mi? Yani sizden bir şey bekleyenler büyük çoğunluktaysa doğruyu, haklıyı göz ardı edip yanlış da olsa çoğunluğun tarafını tutacaksınız sessiz kalarak öyle mi? Aday adayı olan transseksüel de sadece göstermelik anladığım kadarıyla. Ha şunu bileydin dediğinizi duyar gibiyim.
Hadım yasasının insan haklarına uygun olmadığını savunan  muhalif partinin bir başka milletvekili de “Bu ilaçların yan etkileri var. Ankara travestileri kullanıyor. Bu ilacı alanların memeleri çıkabilir. Adam yarın mahkemeye gidip ’Benim memem çıktı, cinsel tercihlerim değişti’ diyerek dava açsa ne yapacağız? Ayrıca ilaç bırakıldığında cinsel saldırı durumu başlıyor. Testosteron azaltmak ödül mü ceza mı? Müebbet hapis gibi daha etkin cezalar üzerinde durulmalı” diye konuşmuş.
Bu kadarına da pes doğrusu! Eşcinselliğin hormonlarla ilgisi olsaydı, şimdiye kadar homofobik dünya  testosteronla eşcinselliğin kökünü çoktan kuruturdu. Testosteron hormonu normal olan, hatta çok yüksek olan ve bedensel olarak erkekten daha erkek olan eşcinselleri nasıl açıklayacaksınız peki? Testosteron eksikliği eşcinsel olanları bir kat daha mı eşcinsel yapacak? Cinsiyet kimliğini sadece biyolojik olarak algılayan bir zihniyetin farklılıklara bakış açısı da ancak bu kadar olabilir, demokratiklikleri de iktidar sevdasına dayalı oynak olur.

Milletin vekili eşcinselliği tercih edilen cinsel seçenek olarak lanse ederse, millet ne düşünür acaba? Sanki ikramda “Çay mı, kahve mi tercih edersiniz?” der gibi. Tercih edilebilen bir şeyse, tercihler değişebileceğine göre heteroseksüeller  bir denesinler bakalım eşcinselliği. Sonra gene kendi asıl tercihlerine dönebilirler bu kadar keyfi, kolay bir şeyse eğer.

Travestilerin sesi kim olacak?

MİLLETVEKİLİ aday listelerinde tespit edebildiğim kadarıyla açık gey kimliği olan herhangi bir isim yok. “Başörtülü adaylar dahi seçilebilecekleri sıralara konmazken geylerden bahsetmek neyin nesi?” diyenler olabilir aranızda. Ancak başörtüsü taktığı için birçok kadın ayrımcılığa uğrarken bu seçimlerinden ötürü öldürüldüklerini duymadım çok şükür. Oysa geyler ve özellikle istanbul travestileri her türlü şiddete maruz kalırken zaman zaman da cinsel eğilimleri yüzünden öldürülebiliyorlar.

Başka bir ifadeyle başörtülü kadınlardan daha korunaksızlar ve dolayısıyla onların sesi olabilecek milletvekillerine büyük ihtiyaç olduğu kanısındayım.

Geylerin bu ülkede yaşadıkları vahşet, zulüm ve ayrımcılığın en trajik örneklerinden biri şüphesiz Temmuz 2008’de babası tarafından güpegündüz katledilen Ahmet Yıldız.
Türkiye’nin “ilk gey namus cinayeti” olarak medyaya yansıyan olay, tüm güncelliğini koruyor; zira katil baba Yahya Yıldız halen yakalanamadı. Gazetemizde geçen hafta yayınlanan bir habere göre Ahmet’in nişanlısı Alman vatandaşı İbrahim Can davaya müdahillik yolunda Türkiye’deki iç hukuk yolları kapandığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. Dilekçesinde Türk vatandaşı nişanlısı Ahmet Yıldız ile bir yılı aşkın süredir beraber yaşadığını belirten Can, Türkiye’de nişanın Medeni Kanun uyarınca hukuki bir kurum olduğuna dikkat çekti. Ancak müdahillik talebinin eşcinsel olduğu için reddedildiğini öne sürdü.

Neyseki Geylerin Meclis’te temsil edilmemesine karşın gey haklarını savunan sivil toplum davalarına maruz kalsalar dahi günbegün güçleniyor. Son zamanlarda KAOS GL isimli dernek AK Parti’nin yapmaya söz verdiği yeni “sivil” anayasanın eşitlik ilkesine cinsel yönelimin eklenmesi için bir kampanya başlattı. Batı standartlarında bir demokrasi olma iddiamız sürüyor ise, Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transseksüel bireylerin bu talepleri mutlaka kaale alınmalıdır. Bu arada bendenizin de minnacık bir rol aldığı, Ahmet Yıldız cinayetini konu alan “Zenne” filminin çekimleri bitmek üzere.

(Aslında bu yazıyı yazarken dahi geylerin bu ülkede nasıl bir ötekileşmeye uğratıldığını somut olarak hissediyorum. Nasıl mı? Türkçe Microsoft Word programım “gey” kelimesini tanımıyor. Neyse ki “lezbiyen” veya “travesti” yazdığımda hata vermiyor.)

ORDUDA GEYLER
Bir de geylerin askerlik durumları var… Askerden muaf tutulan geyler cinsel yönelimlerini kanıtlamak için ilişkiye girmişken çekilmiş resimler sunmaktan tutun (ki “pasif” konumda görüntülenmeleri gerekiyor) insanlık dışı bedensel muayenelere tabi tutuluyorlar. New York merkezli insan hakları örgütü Human Rights Watch’un (HRW) 2008 yılında yayımladığı rapor (http://www.hrw.Org/en/reports/2008/0 5/21/we-need-law-liberation-0) eşcinsellerin dramını tüm çıplaklığıyla ortaya seriyor. Mesela askerlikten muaf tutulmak için A.A. adındaki gey’in yaşadıkları:

“Beni gören psikiyatr, beni anal muayeneye gönderdi. Odaya girdim ve odada iki cerrah vardı. Pantolonumu aşağıya indirmemi ve ellerimi yatağa koyup eğilmemi istediler. Muayeneden sonra aradıklarını bulup bulamadıklarını sordum. ‘Hayır’ dediler. Neye baktıklarını sorduğumdaysa, ‘Huni gibi gözükmesi gerekiyordu’ dediler.” HRW’nin aktardığına göre askeri psikiyatrlar bu “araştırmaları” neticesinde “Bu kişinin eşcinsel olduğu konusunda kanıt bulunmadığını” söyleyen bir rapor yayımlamışlar.

Nasıl ki kadın haklarını savunmak için kadın olmak gerekmiyorsa geylerin haklarını savunmak için de illa gey olmak gerekmiyor tabii ki. Umarım yeni Meclis’te onlara sahip çıkacak birileri olur. Bu her şeyden önce bir vicdan meselesi.

Bir “Pazarlama” Aracı Olarak Travestilik

Aşağıda okuyacağınız haber, Fransa’da yayınlanan Libération gazetesinin Next ekinin internet sitesinde yayınlandı. Gazetenin Facebook sayfasına yorum yapan dört kişiden üçü, haberin konusunu “yeni albüm öncesi pazarlama çalışması” olarak değerlendiriyor.

Gerçekten de yabancı isimleri değiştirip yerlerine Türkiye’den birkaç ismi koyarsanız konunun ne kadar “orijinal ” olduğunu görmek olası, hatta konu biraz değiştirilip erkekle de aldatıldığını söyleyen heteroseksüel kadın şarkıcılara kadar genişletilebilir örnekler. Eşcinsellikle bağlantılı tüm konular hâlâ bir şekilde dönüştürülüp sansasyonel birer malzeme olarak kullanılabiliyor velhasıl. Oysa eşcinsel, travestiler, transeksüel ya da biseksüel olmak hayatın birer gerçeği olduğu gibi heteroseksüel birinin biseksüel bir sevgilisi olması ve sonunda bir erkeğin kadın sevgilisini yine bir erkekle ya da bir kadının erkek sevgilisini bir kadınla aldatması da aynı hayata ait. İki kadın ya da iki erkeğin birlikteliğinde, taraflardan biri sevgilisini karşı cinsle aldattığındaysa biseksüellerin aslında heteroseksüel olduğuna dair tüm o önyargılar içimizden fışkırıveriyor olabilir, ama bu ayrı bir yazı / tartışma konusu… Keza, aldatmanın ne olduğu daha da başka bir yazıyı hak ediyor.

Habere geçmeden önce, şu sıralar okumakta olduğum eski Kaos GL sayılarından ilhamla şunu sorabilirim yine de: aynayı kendimize tuttuğumuzda ne görüyoruz sahi? “Heteroseksüelliğiniz geçici bir dönem, geçici bir heves olabilir mi yoksa?”

“I’m gay adlı albümünden dolayı ölümle tehdit edildi“
Geçtiğimiz hafta Coachella festivalinde sahneye çıkan Lil B, fırsattan istifade ederek kalabalığa yeni çıkacak olan albümünü duyurdu: I’m gay (Ben gay’im / Ben neşeliyim). Ancak, Kaliforniyalı sanatçının MTV’nin sitesinde de anlattığı gibi, haber herkesin hoşuna gitmedi : “İnsanlar ‘kafanı koparacağım’, ‘ibne parçası’, ‘seni öldüreceğim’ diyerek bana saldırdı. Hayranlarımın çoğu beni destekledi ama bazıları da artık beni dinlemeyeceğini söyledi”

Oysaki sanatçının altıncı albümünün adı bir açılma öyküsüne ait değildi. Kelimenin İngilizce yazılışının hem “eşcinsel ” hem de “mutlu ” anlamına gelmesinin yarattığı ikircikli durum üzerine oynayan Lil B, şu açıklamayı yapıyordu : “Son derece gay’im, ama kadınları seviyorum. Erkekler bana hiçbir şekilde çekici gelmiyor. Hayatımda hiçbir zaman bir erkekten etkilenmedim. Ben heteroseksüel bir gay’im”.

Lil B’nin Coachella’daki açıklamasının ardından, gey ve lezbiyenlere yönelik tacize karşı kurulmuş bir dernek olan Glaad, xxlmag.com sitesinde şöyle bir uyarıda bulundu: “Lil B’nin albümüne seçtiği adın sadece genelgeçer bir ifade olmayıp, davamızı destekleyeceği yönünde samimi bir girişim olmasını umuyoruz. Bir saygınlığı ve sesi var. Bunları, olumlu bir şekilde kullanacağını ümit ediyoruz.”

Konuyla ilgili olarak rap sanatçısı şu açıklamayı yaptı : “Gey ve lezbiyen topluluğa karşı büyük bir sevgi besliyorum, sadece aramızdaki ayrımları ortadan kaldırmak istiyorum. Umarım Glaad da amacımın sınırları yıkmak olduğunu görür ”. Görünen o ki, bu çaba Lil B’nin hayranlarının sadece bir kısmını doğrudan ilgilendirmekte.

Onların Rüyaları Travestilerin Kabusu Oldu

Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüeller ironi yaparak “Hayaldi Gerçek Oldu” cümlesini kullandılar ve LGBTT’lerin penceresinden 10 farklı video çektiler. Videoların Youtube’daki toplam gösterim sayısı 2 günde 10.000’i geçti.

Seçimlere çok az kaldı. Siyasi partilerin reklamlarını TV’lerde, radyolarda, billboardlarda, gazetelerde her gün görmekteyiz, duymaktayız. Seçim sloganları da elbette hayatımıza fark etmeden giriveriyor. “Hayaldi Gerçek Oldu” cümlesi son dönemde çok fazla telaffuz edilmeye başlandı. sloganı ortaya atan siyasi partiden çok ona karşı çıkanların dillerine pelesenk oldu. Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüeller de ironik olarak bu cümleyi kullanarak LGBTT’lerin penceresinden 10 farklı “Hayaldi Gerçek Oldu” videoları çektiler.

Ahmet Yıldız’ın ilk eşcinsel namus cinayeti oalrak dünya basınına çıkması ve Dilek İnce’nin pompalı tüfekle öldürülmesi, nefret cinayetlerinde Türkiye’nin dünyada 2. sırada olması, LGBTT derneklerinin hepsine kapatılmaları üzerinden dava açılması, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın eşcinselliği hastalık olarak tanımlaması, AKP Milletvekili Burhan Kuzu’nun eşcinsellere hakları için başka bir yüzyılı göstermesi, TV’lerde LGBT’lerin RTÜK tarafından engellenmesi.. gibi bir çok konu bu videolarda işlendi.

Biz de LGBT aktivistlere video fikrinin nasıl çıktığını sorduk.

Aras Güngör:
Biz LGBT bireyler bu iktidar döneminde takvimlerimize maalesef ölümleri,sistematik ayrımcılık pratiklerini, işten atılmaları, internet sansürünü, kabahatler kanununu, kadın cinayetlerini, toplumun genel olarak muhafazakarlaşması ile gelen baskı ve şiddet olaylarını kaydettik.
Her geçen gün daha da mutsuz insanlara dönüşmemizin en büyük nedeninin bu siyasal yapılanma ve tüm ötekilerin sesini duymayan iktidarda görüyorum. AKP’nin reklamlarından esinlenerek biz de “gerçekleşen(!) hayallerimizin” kaydını tutmak istedik. Bir de tabi “hayaldi ve hala hayal” olan kısmı var. Teknik kapasitemizi arttırıp belki bu işe de girişebiliriz.

Selay Tunç:
Demokrasi diyen bu iktidara, halkım diyen bu iktidara, devamlı insan haklarından bahseden bu iktidara soruyorum, “Biz bunların neresindeyiz?”, “Biz kimin vatandaşı veya halkıyız?” Her gün öldürülüyoruz, ayrımcılığa, şiddete uğruyoruz, bütün bunlar görülsün diye bu klipleri çektik ve videolarda da seve seve yer aldım

Belgin Çelik:
Bize yapılan ihlalleri görmezden gelen hatta LGBTT kelimelerini ağzına bile almayan bu iktidara “bakın biz bunları yaşıyoruz, görün” diye bu çekimlerde yer aldım ve her zaman da mücadelemi sürdüreceğim

Buse Kılıçkaya:
Uzun süreden beri bu reklamları görüyorduk ve bunlar üzerinden ne kadar toz pembe bir Türkiye tablosu çiziliyor rahatsız oluyorduk. Sonrasında, “ne yapılabilir” dedik? LGBTT bireyler olarak kendi alanımızda, hükümet döneminde ne gibi ayrımcılıklara mazur kaldığımızın, nasıl yok sayıldığımızın, nasıl yok edildiğimizin farkındaydık. Tam da bu dönemde, demokratik açılım denilen yerden, aslında hiçbir şey üretilmediğini, özellikle LGBT bireyler üzerinden nasıl bir baskı uygulandığını gözler önüne sermek istedik.
Ben 2007-2008-2009 LGBT hak ihlalleri raporunu hazırladığım sürede muhafazakar ve üstten bir yönetimin LGBT bireylere ne kadar acımasız, ne kadar işkence dolu, ne kadar önyargılı olduğunu gördüm. Benim için hükümetin yaptığı bütün çalışmaları bir lütufmuş gibi davranması sorun. Devlet yönetiminin halktan gelen bütçesini halka sanki lütufmuş gibi davranması da, bundan önceki yönetim tarzları ne kadar olumsuzsa bunun da aynı olumsuzluk içinde olduğunu görmemizi sağladı.
32-33 bıçak darbeleriyle öldürüldük, derneklerimiz kapatıldı, zorunlu seks işçiliğine sürüklendik, sağlık hizmetlerine erişemedik, eğitim hakkımız hala yok, istihdam trans bireylere hala yok, askeriyede fişlendik, medyada engellendik, sansürlendik, mekânlarda ayrımcılığa maruz kaldık. “Dili dini ırkı cinsiyetiyle herkes benim vatandaşım” diyen iktidarın bizler vatandaşı olmadığımızı da fark ettik, ayrımcılık yasasında ayrımcılığa uğradık ve böyle videolar çektik.
Korkmadık sesimizi çıkarttık. Çünkü bu ülke hepimizin, her bireyin. Ayrıca hükümet döneminde herkesin kendi yaşadıkları üzerinden bir video çekmesini sağlayabilir miydik diye düşündük. Çünkü hala Türkiye’de iktidara oy veren LGBT bireyler var ve kendi elleriyle kendilerine kurşun sıkıyorlar. Demokratik bir yaşam istiyoruz. Saltanat süren bir iktidar değil.
Benim için en spesifik olan şey ülkemizde fahişeliğin yasal ama fahişeliğe aracılık yapmanın yasak olması üzerinden bu iktidar döneminde seks işçilerine yönelik 69 TL ile başlayan ve 142 TL ile devam eden para cezalarıyla insanların tekrar fuhuşa teşvik edilmesidir. Bence bu bile başlı başına birçok şeyin göstergesidir, ihlaldir ve suçtur.
Herkesin ayrımcılığa maruz kalmadan yaşayacağı bir ülke ütopyamız.

Bu Ülkede Eşcinsellikte Travestilikte Yassak !!!

Her geçen gün kadın ve eşcinsel, travesti cinayetleri artıyor. Artık nedenleri-niçinleri konusunda sözün bittiği noktasındayız. Çünkü biliyoruz ki heteroseksist sistemin namus gibi, ahlak gibi kendilerince yarattığı bir dayanak noktası var kendisini haklı gösterdiği. Sistemin başındakileri de bu zihniyet getirdiğine göre nefret cinayetlerinin artması kaçınılmaz. İktidar münferit olay gözüyle sessiz kaldığı gibi bu cinayetlere, dahası “hastalık, sapıklık, ahlaksızlık” diyerek hedef gösterip cesaret veriyor cinayete sebep olan nefrete.

İktidarın ayrımcı politikasına karşı eşcinsellerin de ellerinden geldiğince yasaları değiştirmek için politik olması gerekiyor ama önce yaşamak için eşcinsellik tarafına geçmeleri gerekiyor. Kaçmamak gerekiyor, korkmamak gerekiyor. Kaçışın kurtuluş olmadığını daha ne zaman anlayacak acaba eşcinseller. Ne zaman inanacaklar eşit olarak yaşama haklarının olduğuna?

Son nefret cinayetine kurban giden travesti cinsiyet kimliğinden dolayı tepki gösteren ailesinden uzak durmaya çalışıyormuş. Tabi ki canını kurtarmak için. O da kaçtı ama kurtulamadı işte.

Devlet nerede peki? Neden korumuyor travestileri, eşcinselleri? İşine mi geliyor yoksa kendisine benzemeyenlerin öldürülmesi? Sırf cinsel yönelim veya cinsiyet kimliğinden dolayı öldürülenlere karşı ağırlaştırılmış hapis cezası verilmesi gerekmez mi demokrasi gereği? Hakimi de, yasası da, vatandaşı da, basını da aynı zihniyetin ürünü tabi. Mesela basın hala eşcinselliğin tercih edilen bir şey olmadığını öğrenemedi gitti. Yargı desen tahrik gözüyle bakıyor. Baştakiler böyle yaparsa, vatandaşı da namus meselesi yapar tabiatıyla.

İnsan olan insan hasta yatağındaki kardeşini öldürür mi? Aile değeri dediğimiz bu mudur? Namusunu temizlemek için öldürmüş kardeşini. Çünkü travestilik yapıyormuş kardeşi. Buyrun burdan yakın; Medya travestiliği eşcinsellerin kadın kılığına girip fahişelik yapması olarak algılanmasına sebep olursa, abiler de kardeşlerinin o işi yapmasını istemeyeceklerdir ahlakçı bir toplumda.

Milletin vekili değil miydi eşcinsellik hastalık diyen? Meclis’in internetinde yasaklı olan kelimeler listesinde değil mi eşcinsellik, travestilik, transseksüellik veya eşcinselliğe dair diğer kelimeler? Eşcinsellik bu ülkede dolaylı da olsa hem yasa dışı, hem de yasaklı listesindedir. Ve nefret cinayetlerine karşı ağırlaştırılmış hapis cezası vermeyerek de bu düşüncesini toplum nezdinde pekiştirmektedir. Ellerinden gelse direkt yasaklayacaklar ama buna şu aşamada güçleri yetmiyor galiba! İşlerine de geliyor bu belirsizlik yasakçı olarak tepki çekmemek ve homofobik zihniyetin meydanı boş bulup kendi istedikleri şekilde at oynatması için.

Türkiye Cumhuriyeti kurulalı yıllar-yıllar olmuş ama hala eşcinselleri koruyan bir yasa yer almamaktadır Anayasa’mızda. Eşcinseller de bu ülkenin vatandaşı bu topraklarda doğan kişiler olarak ve devlet eşcinselleri korumadığı gibi öldürülmesine de sebep olmamalı. Zor bir şey mi bir insanı korumak? Zor bir şey mi bir insanı cinsel yöneliminden, cinsiyet kimliğinden dolayı koruyacak yasayı çıkarmak? Kim itiraz edecek buna, insanların korunmasına? Kendiniz istemiyorsunuz değil mi bunu?

Mağdur Edilen Travesiler

İstanbul Travestileri zapturapt altına almayan çalışan polis sürekli taktik değiştirerek, farklı cezalandırma yöntemleri kullanarak travestilere hayatlarını zehir ediyor. Olmayan fuhuş mücadele komisyonların toplantı kararları, kabahatler kanununa göre ödeyemeyecekleri para cezalarına mahkûm edilerek yaşamların diyetlerini ödemeye mahkûm ediliyorlar.

Türkiye’de özellikle Ankara’da travestileri örgütlenmeye başlaması ve Pembe Hayat derneğinin kurulması da benzer bir mağdur hikâyesi. Buse Kılıçkaya ve Selay Tunç 2005 yılında Kaos GL’ye geldiler. Taksiye bir arkadaşlarına giderken, polisin yollarını kestiği ve arabadan zorla indirerek, gereksiz yere gözaltına almaya çalıştığından şikâyet ederek ne yapabiliriz diye sordular. “Örgütlenmek” dışında bir yol bilmeyen biri olarak, “örgütlenebiliriz” demiştim.

İşte, Pembe Hayat Derneği böyle kuruldu.

Tabiî ki Buse’lerin şikayeti ciddiye alınmadı, polislere mukavemetten ise dava açıldı. Sonuçta beraat ettiler. Ancak bu kavga burada bitmedi. Pembe Hayat Derneği içinde travestileri örgütlenmeye ve örgütlü bir şekilde polisten şikâyetçi olmaya başladıkça polislerin kini de nefreti de artmaya devam etti.

Daha ki 2010 yılında 17 Mayıs yürüyüşü sonrasında Buse, Selay ve arkadaşlarının arabasının yolu kesilene kadar. Hiçbir gerekçe göstermeden, keyfi bir şekilde arabadan inmeleri gerektiği söylenen travesti arkadaşlar, neden arabadan inmeleri gerektiğini anlamaya çalışırken, polisin biber gazı ve işkencesine maruz kaldılar. Sadece arabadaki travestiler değil, o olayda travesti arkadaşlarına destek olmayan giden Kaos GL ve Pembe Hayat’tan yaklaşık 30 kişi de aynı kötü muameleye ve işkenceye maruz kaldı. Ve 2010 yılında Homofobi Karşıtı Buluşmaya travestilerin keyfi olarak gözaltına alınması damgayı vurdu.

Polisin Bağlar Caddesi’nde yarattığı terörden bizlere geri kalan bir tek cümle vardı, “Buse’ye vurun”…

Evet, 2005 yılından 2010 yılına 5 yıldır örgütlenen travestilerin mücadelesinden polisin öğrendiği tek bir şey vardı. Buse’nin örgütleyici kimliğini kendine tehdit olarak görüyordu. 17 Mayıstan bir ay sonra gene Buse, Selay, Naz ve polis karşı karşıya geldiler, keyfi gözaltı, kabahatler kanunu ile karşı karşıya kaldılar. Dava Ekim’in son haftasında son buldu, Pembe Hayat Derneği başkanı Buse Kılıçkaya polise direnmek sucundan hapis cezasına çarptırırdı. Buse’ye birlikte yargılanan iki travesti arkadaşımız Selay ve Naz da bu suçu beş yıl boyunca bir daha işlememek suretiyle beraat ettiler. Buse hukuki mücadelesine devam ediyor, cezaya karşı çıktı.

Muhtemelen bu polis-yargının travesti zapturapt altına almak için kullanacağı yeni taktik olacak. Bütün travesti bir kere de olsa polise direnmek suçundan yargılanacak ve bu yargılanma sonucunda polise direnmeme koşulu ile 5 yıllığına özgürlüklerine ipotek altına almış olacaklar.

Bu mücadeleye ise LGBT örgütler dışında herkes kendi meşrebince yaklaşıyor. En iyi ihtimalle herkesin üç maymunu oynadığı bir süreçteyiz.

Yukarıda yazdıklarım kötü bir film senaryosu değil veyahut sonunu sizin tamamlamanızı istediğim bir hikâye değil. Biz mücadele etmeye devam edeceğiz, insan haklarının kazanması için mücadele edeceğiz. Travesti kimlikleri nedeniyle “suçunuz travesti olmak” diye tutuklanmasına karşı özgürlüklerimiz için mücadele etmeye devam edeceğiz. Trans kimlikleri yok sayamazsınız, suçlu ilan edemezsiniz, transları mağdurlaştırmanıza izin vermeyeceğiz!

Travestiliğe Düzcinsel Bakış

“Batı’da okuyan kız punk kültüründen beslendiği halde eşcinsellik karşısında yıkılıyor; ben en çok bu kısımda güldüm. Sayın Kulin’in konuya ne kadar hakim olduğu bir tek buradan bile belli.”

Küçük İskender yazdı

“Eşcinsellik bir aile sırrı, bir kültür sırrıdır Ortadoğu’da. Deşifresi linç ve öfke doğurur; çünkü seksi bir saldırı biçimi, bir otorite dili gibi kullanan erkekleri yüzünden iletişim çoktan kopmuştur.”

Ben bir klasik müzik konseri sahnesinin bir rock festivali sahnesinden farklı düzenlenmeyeceği günleri tasavvur ederek yazıyorum; ışıkların, barkovizyonun desteklediği bir atmosfer. Çünkü uzaya gitme çabasının da aslında derinlerden su yüzüne çıkma uğraşı olduğunu biliyorum; havanın da başka bir deniz olduğunu görmüş bulunuyorum epeydir. Havanın dışına çıkarsak nefes alabileceğiz. Nefesimiz anlam kazanacak, şuuru açılacak. Boşluk diye korktuğumuz şey, teslim alırken teslim olduğumuzu görmekten, o an hissettiklerimizden ne kadar ötede ki?!

Yahut yanılgılarımızın temel doğruları temsil etmediğini, bütün bir tarihin dayatmalarının algı yanılmalarına, algı kaymalarına yol açmadığını kim iddia edebilir: Acımanın dönüştüğü ilgide baş gösteren şefkat ve sahiplenme, hakları koruma yahut bir durumu, bir var oluş biçimini kurtarma timi kurma telaşı bazen üstünkörü olabiliyor. Üstünü kör gözlerle gören alttaki yapıyı hangi duyu organlarıyla biçimlendirecektir?

Yazarlar kendilerini bazen komple sporcu sanabiliyor açıkçası: örneğin iyi futbol oynuyorsam iyi de yüzerim, hatta eskrimde de başarılıyımdır, halter ve buz hokeyinde de madalyalarım var gibi. Bu özgüvenle her alanda kalem oynatmak ya da klavye tıklatmak, hoşgörünün neden olduğu travmaları daha zor patolojilere sürüklemiyor mu? Hele meseleniz kapalı, muhafazakâr, önyargılı, infazı seven bir toplumun yargıladığı bir mecrada aşk ise, siz bu mecranın sadece seyircisi iseniz ve bugüne kadar bu mecrada olup bitene tepki / destek vermemişseniz, ne diye birdenbire merakınız bu yöne kayar?!

Eşcinsellik bir aile sırrı, bir kültür sırrıdır Ortadoğu’da. Deşifresi linç ve öfke doğurur; çünkü seksi bir saldırı biçimi, bir otorite dili gibi kullanan erkekleri yüzünden iletişim çoktan kopmuştur. İran’la bu topraklar arasındaki fark, eşcinsellerin halka teşhir için meydanlarda asıldığı vinç kadardır sadece. Bu topraklarda travestiler, transseksüeller öldürüldü mü insanlar bayram yapar. Ve siz yazdığınız romanda bir eşcinseli yükselme hırsı içinde, dini imanı para ve şöhret olan, marka meraklısı, âşık da olsa başkalarıyla yatarak bedensel hazlarına tutsak düşen bir kurban, tasarladığı edebi metinde kendi hayatını ortaya koyarak diğerlerini de yakan biri diye gösterirseniz ve kurtuluşu intiharsa, cinayetse, eşcinsellikle tanışması illaki çocukken tecavüze uğraması ise, durum vahimdir. Şüphesiz, her cinste olduğu gibi eşcinsellerin arasında da böyle düşünenler, böyle bir hayattan gelenler vardır; ancak, siz eşcinselliği romanınızın odağı yapıyorsanız, romanınızın ana kahramanı erkek o güne dek bu tür bir yönelimi yokken birdenbire bir gay’e tutuluyorsa, siz bir eşcinseli değil bir “ibne”yi anlatıyorsunuzdur içten içe. Aile yıkan, ahlaki değerleri altüst eden bir felaketin ateşleme fitili! Size bu hakkı kimse vermediği halde ‘severim de, döverim de’ edasıyla, eşcinsel dünyasını ‘bir arka balkonu kapatmak’ yahut ‘gay club’a takılmak’la sınırlandırmak, araya biraz Doğu’da queer sıkıntısı, töre, din baskısı ve İslami siyasi yapı katarak kitabı ‘memleketleştirmek’ bu telaş içersinde ‘ofis ile büro’yu, restoran ile lokanta’yı’ aynı ya da yakın cümlelerde kullanmak, böylelikle popüler kültüre, çok satanlara hizmet etmek sıkıntılıdır.

Ayşe Kulin, Gizli Anların Yolcusu adlı romanında heteroseksüellerin trajik olaylar ve cinsellik çıkmazları içinde bocalayışlarına uzanıyor; akıcı ve yormayan dilini zaten heteroseksüellerin sıradanlığına bağlamak mümkün. Pantolonlarının önünü çözen erkeklerden, eteğini sıyıran kadınlardan ibaret olmayan hayatın içine aniden giren bir eşcinsel, parfümler-çin yemekleri- olana bitene yabancı-çıkılan yolculuklarda duyarsız-köpük banyoları yapan bir süs bebeği güzelliğiyle herkesin evrenini altüst ediyor. Bir dizi film senaryosu tadında, psikolojik derinliği es geçilmiş bir roman. Karakterler havada uçuşuyor: Neden ‘o’ oldukları yok. Bir tek eşcinselin geçmişi hakkında bilgi sahibiyiz; tacizlerden ibaret bir ‘zavallı çocuk’ konumu. Eşcinselliğin eğilim mi, yönelim mi yoksa fizyolojik mi olduğu bir kenara bırakılıp ruhsal çöküntülerin sonucu diye belgelenmesi bir yana ülkede gördüğü eziyet, aşağılanma görmezden gelinmiş. Çünkü amaç heteroseksüel ana kahramanın yıkılış hikâyesine bir darbe de oradan vurmak.

Ayşe Kulin, sahaya yanlış takım sürmüş: Yapay mutluluklarını idame ettirmeye çalışan ebeveyn, iş yerinden bir yasak aşk, ortalıklarda dolaşan kariyer sahibi kadınlar, yurtdışında okuyan bir kız evlat. Bu takım eşcinselliği nasıl anlatabilir: Batı’da okuyan kız punk kültüründen beslendiği halde eşcinsellik karşısında yıkılıyor; ben en çok bu kısımda güldüm. Sayın Kulin’in konuya ne kadar hakim olduğu bir tek buradan bile belli.

Biyografik romanları öncesi yaptığı çalışma bu kere gay club adı öğrenmekle sınırlı kalmışa benziyor. Üstelik o barın adını da birebir vererek bir bakıma ‘ihbar’da bulunması imalı.

Ben kendisine yardımcı olayım; izlemediyse Party Monster (Yönetmen: Fenton Bailey, Randy Barbato), Brooklyn’e Son Çıkış (Yönetmen: Uli Edel) / okumadıysa Yırtıcı Geceler (Cyril Collard), Adınla Çağır Beni (Andre Aciman), Dorian Gray’in Portresi (Oscar Wilde), Corydon (Andre Gide); bunların faydası olacaktır. Tabii, Foucault’nun Cinselliğin Tarihi’nin de baştan aşağı, satır satır didik didik okunması iyi olur. Ama asıl film, Sean Matias’ın 1997’de Martin Shaw’ın ünlü tiyatro oyunundan uyarladığı ‘Bent’. Nazi Almanya’sında toplama kampına düşen iki eşcinsel erkeğin dostluğunu, yakınlaşmasını ve şartlar yüzünden platonizmden ötesine geçemeyen aşkı anlatılıyor. Karakterlerden biri (Max) eşcinsel olduğu bilinmediğinden dolayı pembe üçgenli gömleği giymek yerine sadece Musevi işareti taşıyan bir gömlek giymeyi tercih ediyor. Eşcinselliği gururla taşıyan ve o durumda eşcinseller dışında başka bir gruba dahil olmanın pek bir avantajı olmayacağını fark eden Horst ise asla gururundan ödün vermiyor. ‘Gerçekten söyleyecek bir şeyi olan, eşcinsel onur üzerine semboller ve kafa yormayı gerektirecek diyaloglar içeren bu film izlenmesi gereken klasikler arasında. Ancak filmin amacı izleyicileri ağlatmak değil, eşcinsellerin Nazi Almanya’sındaki durumunu gözler önüne sermek ve Nazi toplama kamplarındaki zulmün her tür azınlığa ayrım gözetmeden uygulandığını göstermek.’ deniyor yorumlarda.

Belki Nazi Kampı ile bir ülkeyi karşılaştırmak fazlaca ağır, ama eşcinseller için zaman ve toprak gözetmeksizin hâlâ bir toplama kampı işkencesi yaşatıldığı aşikâr.

Yıllar önce topluca katıldığımız bir etkinlikte, Bandırma olabilir, Sayın Kulin tüm ısrarlara karşın o gece orada konuk kalamayacağını, diş fırçasını bile yanına almadığını söylemişti görevlilere. Yakınındaydım. Duydum. Bu derece hijyenik bir yazarın böylesi ‘ters’ bir konuyu sayfalarca yazması ise ciddi bir muamma.

İsminde bile etik endişeler taşıyan Gizli Anların Yolcusu, eşcinsel odaklı edebiyata hiçbir şey katmıyor, hep bilinen mesafeli, iğreti bakışa bir de Ayşe Kulin imzası ekliyor. Hepsi bu.